İSLAM DEVLETİNE GİDEN YOL

HER EV BİR İSLAMİ MEDRESE OLMALIDIR

SEYYİD KUTUB

12-02-2019

İSLAM DEVLETİNE GİDEN YOL

 

Büyük bir davayı yüklenebilmek ve davanın gerektirdiği fedakârlıkları yapabilmek için hazırlığa, donanım ve desteğe ihtiyaç vardır. İlahî hayat sisteminin nefislerde ve tüm yeryüzünde yerleşmesi uğrunda, canların, mal ve ürünlerin azalması, korku, açlık, şehadet, cihad ve cihadın zorluklarını göğüslemek, söz konusu fedakârlığın bir gereğidir. Tüm bu zor şartlarda bir desteğin bulunması şarttır: "Ey iman edenleri Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, hiç şüphesiz sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 152)

 

Yüce Allah, davanın gerektirdiği zorlu çalışmayı elbette ki bilmektedir. Çünkü bu çalışma, yoldaki tüm cazibe ve dürtülere rağmen istikametten ayrılmamayı; Allah'a daveti, her tür sindirme ve engellere rağmen yürütmeyi gerektirmektedir. Bu, insanın her an harekete hazır olmasını, sinirlere hakimiyeti ve içteki-dıştaki her şeye karşı dikkat kesilmeyi gerektiren bir çalışmadır. İşte tüm bu konularda sabretmek gerekir.

 

İtaatte, günah işlememede, yardımın gecikmesine ve yorgunluğa karşı, batılın güçlenmesine karşı, taraftar azlığına karşı ve diken dolu yolda sabır...

 

Kaypak karakterlere, inatçı kişiliklere, laf dinlemez kimselere ve katı gönüllere karşı sabır...

 

Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e "Kalk" diye emredildi. O da kalktı ve yirmi seneden fazla hep ayakta kaldı. Hiç dinlenmeden, hiç durmadan, kendisi ve ailesi için yaşamadan...

 

Kalktı; üstüne aldığı ağır ve sorumluluk dolu, Allah'a davet yükünü hayatı boyunca hiç indirmeden...

 

Yeryüzündeki büyük emanetin yükü, yani tüm insanlığın yükü, akidenin yükü, değişik alanlardaki cihad ve mücadele yükü altında hiç ezilmeden ayakta kaldı. Cahili vehim ve düşüncelerin arasında boğulmuş, dünyevi cazibe ve ağırlıkların altında bunalmış, şehvetlerin sömürü ve boyunduruğuna girmiş insan ruhunu kurtarmak için yılmadan savaştı. Cihad ve mücadele görevini asla aksatmadı.

 

Bu mücadelenin sonunda davaya inanan sahabe-i kiram, cahiliyyenin ve dünyevi hayatın boyunduruğundan kurtulup ruhi özgürlüğüne kavuştu. Ama bu, mücadelenin sonu demek değildi. Çünkü bu mücadelenin başka alanlarda sürdürülmesi gerekiyordu. Davayı ve mü'minleri rahat bırakmayan, bu taptaze filizi yeşerdiği yerde, büyüyüp toprağa kök salmadan ve dalları göğe yükselmeden koparıp öldürmeye çalışan İslâm davası düşmanlarıyla savaşmak gerekiyordu. Bundan dolayı mücadele alanı, büyüdükçe büyüyordu. Arabistan'daki savaşlar bitmek üzereyken Bizans saldırısı başlıyordu, henüz çiçeği burnunda olan yeni ümmete karşı...

 

Bu ümmeti, kuzey sınırından vurmak istiyordu. İşte bu savaşlar olup biterken nefis savaşı devam ediyordu. Çünkü bu, Kıyamet'e kadar Şeytan'a karşı sürdürülecek amansız bir savaştır. Ve Şeytan hep tetikte...

 

İnsan nefsinin ta derinliklerinde faaliyetlerini sürdürmek için tetikte...

 

Allah'ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) gerek bu alanda ve gerekse diğer alanlarda sürdürüyordu savaşını...

 

Dünya nimetlerini tepip sıkıntılı bir yaşam sürdürmek pahasına, olanca güç ve emeğiyle savaştı durdu. Hatta etrafındaki mü'minler güvenlik içinde istirahat ederlerken...

 

O (sallallâhu aleyhi ve sellem) tükenmez bir gayretle, sabırların en güzelini göstererek, gece namazlarına kalkıp ibadet ediyor. Yüce Rabb'ine Kur'an tilavet edip yönelerek sürdürüyordu cihadını. Rabb'inin destek ve yardımına kavuşmak için sürdürüyordu...

 

Yalnız kendisini düşünen kimse rahat bir yaşantı sürdürebilir. Ama o, küçük yaşar ve küçük ölür. Büyük davayı yüklenen kimseye gelince: O kim, uyku kim?! Bu büyük davanın adamı kim, istirahat kim?!

 

Evet o kim, yumuşak yatak, sakin yaşam ve rahat meta kim?!

 

Allah'ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) işin hakikatini bilip takdir ettiği için kendisini uyku ve rahatlığa davet eden Hatice (radıyallâhu anhâ)'ya: "Uyku zamanı geçti ey Hatice" diyordu.

 

Evet, uyku zamanı geçmişti. Bundan sonra hep uykusuzluk, hep yorgunluk ve zorlu cihad vardı. Bundan dolayı ibadet kaçınılmazdı. Çünkü İslâm'a göre ibadet, hayatın sosyal ve ahlaki akışından ayrı olarak düşünülemezdi. En yüksek derecelere yükselmenin yoludur ibadet...

 

Yolda destek sağlayan vazgeçilmez bir azıktır ibadet...

 

Kısaca yüce Allah'la ilişkide olmaktır. Yardım ve destek, bu ilişkinin sonucudur. Kalbin tezkiye ve temizliği için bu ilişkiye gerek vardır. Halkın adetlerini, toplumsal gelenekleri ve sosyal baskıları aşması için bu ilişkiye muhtaçtır insan. Çünkü bir insan eğer Allah'la ilişkideyse, halktan da, toplum ve ortamdan da daha yüce, daha üstün ve daha doğru yolda olduğunu anlayabilir. Gördüğü aydınlığa başkasını da götürmeye ehil olduğunu bu ilişkiyle anlayabilir. Çünkü başkaları onu, İlahi nizamdan kopuk bir hayatın getirdiği karanlıklara ve cahiliyye bataklığına yöneltemezler. İslam, bir bütündür. Şiar türü ibadetleri, edebi, ahlaki, kanun ve intizamı bünyesinde toplayan bir bütün...

 

Çünkü bunların tümü davanın içindedir. Akide davasının gerçekleşmesinde ve hepsinin uyum içinde bir tek hedefe yönelmesinde herbirinin kendisine has bir etkisi vardır. Zaten bu dinin temel yapısına dayanak olan şey de bu uyum ve bütünlüktür, İslamî yapının varlığı, bu uyum ve bütünlüğün varlığına bağlıdır.


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 19
Toplam 31273
En Çok 486
Ortalama 162