HİLAFET BİLDİRİSİ: T.C. DİNSİZDİR!

HER EV BİR İSLAMİ MEDRESE OLMALIDIR

07-12-2018

HİLAFET BİLDİRİSİ: T.C. DİNSİZDİR!
 

Önce, bilmeyenler için Abdülmecid Efendi'nin kim olduğunu kısaca anlatayım:
Sultan Abdülâziz'in oğluydu, 1868'de dünyaya gelmişti. Gençlik seneleri Ortaköy'deki Fer'iye Sarayları'nın şehzadelere ayrılan dairelerinden birinde geçti, sonra Çamlıca'da inşa ettirdiği köşküne nakletti, amcasının oğlu Sultan Vahideddin'in 1918'in 4 Temmuz'unda tahta geçmesi üzerine veliahd ilân edilip Dolmabahçe Sarayı'nın veliahd dairesine taşınana kadar uzun seneler entelektüel bir hayat sürdü...
Birkaç lisan konuşurdu, resme ve musikiye meraklıydı. Köşkünü sanatçıların uğrak yeri, hatta bir çeşit akademi yapmış; İkinci Meşrutiyet'ten sonra kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin destekçileri arasında bulunmuştu. Türk resminin önde gelen isimlerinden kabul edilirdi ve besteleri batı formlarındaydı. İstanbul'daki bir yabancı elçilik raporuna göre, "Fes giymediği zamanlarda, iyi yetişmiş bir Fransız'ı andırırdı".


 

KIZI, İNÖNÜ'YE GİTTİ

Abdülmecid Efendi, Sultan Vahideddin'in 17 Kasım 1922'de memleketi terketmesi üzerine, iki gün sonra Millet Meclisi'nde yapılan oylamada 168 milletvekilinden 143'ünün oyu ile hilâfet makamına getirildi. Dolmabahçe Sarayı'nda o tarihten 1924'ün 3 Mart'ına, yani hilâfetin de kaldırılıp hanedan mensuplarının memleket dışına çıkartılmalarına kadar geçen bir sene üç buçuk ay boyunca "Halife" olarak kaldı ve o gece ailesi ile beraber Türkiye'den sınırdışı edildi.
İstanbul'dan önce İsviçre'ye giden Abdülmecid Efendi daha sonra Fransa'nın Nice şehrine yerleşti, oradan Paris'e geçti ve hayata 23 Ağustos 1944 günü Paris'te veda etti. Naaşını Paris Camii'nin bodrumunda bir odaya yerleştirdiler; Ankara, Halife'nin kızı Dürrüşehvar Sultan'ın cenazenin Türkiye'ye getirilmesi yolundaki bütün başvurularını reddetti, hattâ Dürrüşehvar Sultan'ın zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü ziyaret ederek bizzat ricada bulunması bile neticesiz kaldı. On sene boyunca Paris'te bekletilen cenaze, 1954 Mart'ında Suudi Arabistan'a götürülüp Medine'de toprağa verildi.
Son Halife, sürgün sonrasındaki ilk siyasi temaslarını Türkiye'den sınırdışı edilmesinden sonra gittiği İsviçre'nin Territet kasabasında yapmış, Ankara'yı suçlayan bir bildiri yayınlamış, bir "Hilâfet Kongresi" toplanmasını istemiş ve bildirileri ile hilâfet konusundaki diğer yazışmalarını "Yeşil Kitap" adını verdiği bir risalede yayınlamıştı.


 

'LADİNÎ' (Dinsiz) CUMHURİYETİ

Abdülmecid Efendi'nin bugün temin edilmesi son derece zor olan risalesinde beş adet belge vardı: Ankara Meclisi tarafından halife seçilmesinden hemen sonra, 20 Kasım 1922 günü İslâm âlemine hitaben yayınladığı beyanname, hilâfetin kaldırılacağı hakkında söylentiler çıkması üzerine Meclis Başkanlığı'na gönderdiği 1 Mart 1924 tarihli telgraf, sürgüne gönderilmesinden sonra Territet'de 1924'ün 11 Mart günü neşrettiği bir diğer beyanname, yine Territet'den Ankara'ya, Meclis Başkanlığı'na yazdığı bir mektup ve göndermeyi Lozan Anlaşması'nın imzalanmasından sonraya bıraktığı "itiraznâme".


 

HİLAFET BİLDİRİSİ

Burada, bu belgelerden birinin günümüz Türkçesi'ne nakledilmiş şeklini veriyorum: Abdülmecid Efendi, sürgüne gönderilişinden tam bir hafta sonra, 11 Mart 1924'te İsviçre'de yayınladığı ve "Allah'ın Resûlü'nün Halifesi Abdülâziz Han oğlu Abdülmecid" diye imzaladığı bir bildiri ile İslâm dünyasının ileri gelenlerini hilâfet konferansına çağırıyor ve Türkiye'nin artık "lâdinî" olduğunu ilân ediyor...
İşte, Halife'nin büyük ümitlerle kaleme aldığı ama hiçbir netice getirmeyen bildirisi:

 

"Kutsal hilâfet müessesesini kaldırmış olmak iddiasında bulunan lâdinî Türk Cumhuriyeti'nin kararıyla azîz vatanımdan sürüldüm. İslâm âlemine, bu gurbet diyarında bu beyannamemle selâmlarımı gönderiyor ve hitâb ediyorum.
 

Türkiye Millet Meclisi'nin üyelerinin çoğunluğunun oyları ile alınmış olan ve kutsal hilâfet makamının aleyhinde bulunan bu dindışı karar, İslâm âleminin yüksek menfaatlerinin de aleyhindedir; üstelik bu Meclis'i seçmiş olan kahraman Türk Milleti'nin arzusuna da muhaliftir. İslâm şeriatını inkâr eden bu kararı tamamen reddedip yok saydığımı İslâm âlemine bildirmek, benim için katî ve gerekli bir vazife olmaktadır.

'RUHUM İFTİHAR EDİYOR'

İslâm âlemi, bundan birkaç sene önce hilâfet makamına seçilmemi bana bey'at ederek kabul ettiğini göstermişti. Lâdinî Türk Cumhuriyeti milletin gerçek hâkimiyetine tecavüz ederek itiraz hakkını ve müdahalede bulunmayı önlediği için bundan böyle bu hayatî mes'ele hakkında karar vermek görevi, artık sadece İslâm dünyasına düşmektedir.
Müslümanların, içerisinde bulunduğumuz durumun gerektirdiği kararları beraberce alabilmeleri için uygun bir zamanda ve münasip bir yerde büyük dinimiz için bir toplantıda biraraya gelmeleri gerekmektedir. İslâm dünyasının en yetkili isimleri ile reislerini, bu mübarek dâvâ uğrunda çalışmaya, gayrete ve tekliflerini bana göndermeye davet ediyorum.
İslâm dünyasında bugün mevcut olan birlik, ruhumun bir iftihar vesîlesidir. Bana karşı gösterilen sevgiye ve bağlılığa dayanarak, inayeti sonsuz olan Allah'a mukaddes dinimizi bu meselede muvaffak etmesi için yakarıyorum".

 

(Murat Bardakçı'dan alıntıdır)


YAZI KÖŞESİ

SAYAÇ

Bugün 215
Toplam 48099
En Çok 655
Ortalama 189