DİNSİZ HÜKÜMET

ŞEYHULİSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

03-01-2019

HER EV BİR İSLAMİ MEDRESE OLMALIDIR

DİNSİZ HÜKÜMET
 

Daha önce, el-Maktam ve el-Ehram gazetelerinde yer alan makalelerimde, yeni Türk hükûmetinin hilâfet ve saltanatı birbirinden ayırmasının, yeni hükümetin dinden dönmesinden kaynaklandığını bildirmiştim. Çok geçmeden, benim bu sözlerim, hükümetin Lozan temsilcisi tarafından doğrulandı. Böylece yeni yönetimin dinsiz olduğu resmî ağızlarca itiraf edilmekteydi.

Ankara hükümeti, dini temsil eden hilâfet müessesesini yönetimden uzaklaştırıyor ve lisan-i haliyle ona şöyle diyordu: "Şimdiye kadar senden bir hayır görmedim, bundan sonra yoluma sensiz devam edeceğim."

Bu yargıya, sanıldığı gibi, öfke veya hüküm vermede aşırıya kaçmak sonucu varmış değilim. Kemalistler ise, yazılarımı hevalarına göre tevil etmişler, beni haksız yere eleştirmişlerdir.

İddia edildiği gibi, hilâfet ve hükümetin birbirinden ayrılması ile, ülke idaresinin ıslah edilmesi amaçlanmamıştı. Gerçek ıslahın bu iki müessesenin birlikteliği ile sağlanacağını düşünen pek olmamıştı. Olay, İslâm âleminde beklenmedik bir anda vuku bulmuş, ümmet önce şaşırmış, sonra da Mustafa Kemal sevgisinin gözlerini kör, kulaklarını sağır ettiği birçok kimse, olayı tevil etmeye, savunmaya ve haklı göstermeye koyulmuştur.

Ne gariptir ki, Kemalistler Sultan Vahdeddin'i halkın nazarından düşürmek amacıyla kötülemelerinin ve yönetimden uzaklaştırmalarının ardından, tam bir hoşnutluk ve saygıyla, yetkilerinden soyutladıkları Abdülmecid'e halife olarak biat ettiler. Sonra, Abdülmecid'ten kaynaklanan herhangi bir sebep olmaksızın, Kemalistler daha bir yıl önce saygı ve hoşnutlukla tayin ettikleri halifeyi küçük düşürmeye, alaya almaya ve aşağılamaya başladılar.

Tüm bunlar, Müslümanların gözü önünde cereyan eden herkesçe malum gerçeklerdir. İnsanlar bu garip hadise üzerine, kabul ve red cephesine ayrıldılar. Fakat çelişkiliymiş gibi görünen bu olayların sebebine inen, sebepleri üzerinde düşünen pek olmadı.

Kemalistlerin iki hedefi vardı:

1. Yönetimi Osmanoğulları'ndan alıp, Mustafa Kemal'e nakletmek. Hilâfetin hükümetten soyutlanması ve görünüşte Millet Meclisi'ne geçmesi, aslında hedeflerini gizlemek için tezgâhladıkları bir oyundu.

2. Hilâfet müessesesini tedricî olarak kaldırıp, böylece ülkeyi İslâmi yönetimden uzaklaştırarak dinsiz bir sistem oluşturmak.

Akıl sahibi bir şahıs veya kuruluştan sadır olan her eylemde mutlaka dini veya dünyevî bir maslahat gözetilir. Kemalistlerin hilâfet ve hükümeti ayırmalarını savunanlar veya tevil edenler ise bu meselede ne gibi dini veya dünyevi bir maslahat görmüşlerdir, bunu gösteremezler.

Olsa olsa, akıllarından geçirdikleri gibi gayri dinî bir maslahat olabilir. Fakat dünyevî maslahat ile, gayri dini maslahat birbirlerinin aynısı değildir. Aralarında fark vardır. Birincisinde meselenin dinî tarafına bakmamak, ikincisinde ise sadece dinsizliği göz önünde tutmak söz konusudur.

İşte halifenin hükümet yetkisinden soyutlanmasının tek izah tarzı, bu laik maslahattır. Konuyu biraz açıklayalım:

Aralarındaki ittifak ve memleket evlatları arasında kendi fikirlerine uyup uymamalarına göre ayrım yaparak bir kısmına hiddet edip, diğer kısmını sevmelerinden de anlaşıldığı gibi, Kemalistler, ittihatçılardan başkaları değildir. Hâlâ daha önce ilan edilen anayasa ile İslâm şeriatını bağdaştıramıyorlar. Avrupalıların bu meşruti İslâm devletine güven duyabileceğinden de emin olamıyorlar. Mutlak hürriyet ile mukayyed dinin arasının bulunmasının mümkün olmadığını anlayamıyorlar.

Dinî hükümlerin, laik Avrupa yönetimi biçimlerine aykırılığı ve memleket içindeki heva ve zulümlerine engel teşkil etmesi nedeniyle, dini omuzlarından atılması gerekli ağır ve sıkıntı verici bir yük olarak görüyorlar.

Meşrûtiyetin getirdiği mutlak hürriyet gereği birçok eylemlere kalkışıyorlar ancak karşılarında dini buluyorlardı. Çünkü onların hürriyet ve medeniyeti Avrupa'da gördükleri her şeyi, iyisiyle-kötüsüyle, adım adım izlemekti. Ayrıca ülke içindeki tuğyan ve zulümlerin karşısına da gene din dikiliyor, onların mutlak hürriyet ve istibdatlarını engelliyordu.

İşte çoktandır, Türk başkentinde dinin konumu böyle.. Kendi vatanında ve Avrupa eğitimi görmüş evlatları arasında garip! 

Bunların siyasi bir parti haline gelmeleri ve zahirlerinin ittihatçı, bâtınlarının ise Mason olarak tecelli etmesinden sonra durum daha vahim boyutlara varmıştır.

Bununla beraber ittihatçılar siyasi yaşamları boyunca, açıkça dine cephe alamamışlar, buna cür'et edememişlerdir. Ancak savaş yıllarının o karışık günlerinde, dine karşı tutumlarını açığa vurmuşlar, bu kabilden olarak şer'i mahkemeleri şeyhülislâmlıktan alarak, adalet bakanlığına bağlamışlardır. Halk, bu olayı esefle karşılamıştı.

Savaştan galip çıkmaları halinde, zaferlerinden aldıkları cesaret ve coşku ile dine açıktan cephe alacakları kesindi. Ama ne var ki savaştan mağlup ve zelil olarak çıktılar.

Savaş ve yenilginin sorumlusu ittihatçılar, İzmir'in fethine kadar bir müddet gözden kayboldular. Düşmanlara bağışladıkları toprakların yüzde biri bile olmayan İzmir'in fethi, sanki onların geçmiş tüm günah ve hatalarının kefareti olmuştu. Kıyamete kadar harcayarak bitiremeyecekleri bir şerefe nail olmuşlardı!

Böylece, omuzlarında varlığını hep hissettikleri din yükünden artık kurtulabileceklerdi. İzmir'in fethi onlara bu cür'eti vermişti. Bu fetih, sanki onların geçmiş ve gelecek tüm günahlarnın kefareti olacaktı!

Bu kutsal hitap sanki kendileri için söylenmişti:

"İstediklerini yapsınlar, çünkü onlar Bedir ehlidirler." 

 

Mustafa Sabri Efendi
Recep 1342; Şubat 1924
BEYRUT

Diğer Yazıları


ŞEYHULİSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ

SAYAÇ

Bugün 204
Toplam 11114
En Çok 351
Ortalama 118